OBSİDYEN

OBSİDYEN

Bir diğer adı volkan camı olan obsidyen, doğada kendiliğinden oluşan bir taş, bir kayaçtır. Volkanik kökenli bir kayaç olan obsidyen taşı, yanardağ lavlarının hızlı bir şekilde soğuması sonucunda oluşmaktadır. Diğer taşlardan farklı olarak obsidyen taşı kristalleşme gerçekleşmeden donduğu için kenarları ince ve keskin olur. Bu keskinliği obsidyen taşının eski uygarlıklar ve yerliler tarafından silah olarak kullanılmasını sağlamıştır. Sonralarda yavaş yavaş süs eşyası olarak da kullanılmaya başlanmış, günümüzde ise çok değerli bir taştır. Rivayete göre, Maya Uygarlığı obsidyeni ayna yapımında kullanmış, bazı uygarlıklar ise ok ucu olarak kullanmışlardır. Ucu öylesine keskindir ki, günümüzde obsidyen taşı özellikle cerrahların kullandığı neşterin kesici kısımlarında kullanılmaktadır.

Aslında en başında siyah renkli ve cam gibi bir parlaklığa sahip olan obdisyen taşı, geçirdikleri doğal evrelerden dolayı gri, yeşil, kırmızı, kahverengi, altın sarısı ve mavi renklere bürünebiliyorlar. En sık karşılaşılan obdisyen taşı, üzerinde beyaz lekeler olan kar taneli obsidyendir. Ülkemizde Nemrut Dağı – Tatvan bölgesinde yeşil, Rize – İkizdere bölgesinde ise kırmızı obsidyen daha fazla bulunur.

Türkiye’de en çok Hasan Dağı, Nemrut Dağı, Rize – İkizdere, Sarıkamış, Kars, Iğdır, Ağrı Dağı, Pasinler ve çevresinde obdisyen taşı bulunmaktadır. Avrupa ülkelerinde ise; İtalya’da, Yunanistan’da, Macaristan’da, Slovakya’da ve Ermenistan’da obsidyen taşı bulunur.

Obdisyen taşının popülerliği aslında; Akrep, Oğlak ve Kova burcunun uğurlu taşı olmasından ve insan vücudunda çakralarda, kalp ve kuyruk sokumunda etkili olmasından geliyor.

Obdisyenin değişik kültürlerdeki önemi
Obdisyen, Aztekler’de gecenin ve karanlığın tanrısı olarak kabul edildiği için “tanrısal taş” diye tanımlanır.

Siyah renkli obdisyenler, daha çok Meksika’nın Apache Tears bölgesinde bulunduğu için, siyah obsidyene “Apaçinin Gözyaşları” ve Kara Kadife adı verilir.

Kahverengi-kırmız renkte olan ve üzerinde siyah lekeler bulunan obdisyene Mahogany Obsidyen denir.

Sarı – mavi – yeşil – kırmızı renk karışımındaki obdisyene Rainbow, yani gök kuşağı obsidyen adı verilir.

Siyah ya da koyu yeşil taban üzerinde kar tanesi gibi varmış gibi görünen obdisyene Snowflake, yani kar tanesi obsidyen adı verilmiştir. Hatta Snowflake, “Saflık Taşı” olarak da tanımlandığı için kahinler bu taşı kehanet taşı olarak tanımlamışlardır.

OBSİDYEN TAŞININ ŞIFALI ETKILERİ NELERDIR ?

*Fiziksel, ruhsal, zihinsel ve duygusal genel sağlık

*Akıl ve mantık gücü

*Erkeksi enerji

*Yaşam iç güdüsünü güçlendirme

*Problemleri çözme yeteneği

*Objektif düşünme gücü

*Bedenin su dengesi

*Kemiklerin güçlendirilmesi

*Pratik düşünme ve düşünceleri hayata geçirme yeteneği

Obsidyen taşının vücudumuzda kullanılacağı yer neresidir?

Taş bir yüzükteyse, azami yararı, sağ elin yüzük parmağına takmakla sağlanabilir. Tiroid bezinin sağlıklı çalışması veya iyileşmesi için temel taşların gerdanlık şeklinde kullanılması uygundur.

Taşın sol elin içinde ovalanması, teşbih şeklinde kullanılması, hastalıklı veya ağrılı bölgeye sürülmesi de diğer yararlı kullanım şekilleridir.

Ancak taşın elbisemizin cebinde taşınması, odamızın bir köşesinde bulunması bile belirli bir oranda yarar sağlayacaktır. Zira elektromanyetik dalga suretiyle enerjisi çevreye yayılmakta veya çevredeki zararlı enerjiyi absorbe etmektedir.

OBSİDYEN TAŞININ KORUNMASI VE DİNLENDİRİLMESİ NASIL OLUR?

Taşlar vücudumuzun enerji iletişiminde aynı zamanda süzgeç görevi gördüğünden süzgeçlerdeki tortuların temizlenmesine benzer şekilde temizlenmesi gerekir. Aksi halde olumsuz enerji tortuların süzgeci kapatması nedeniyle bu görevlerini yapamaz hale gelebilirler.

Yine taş nedeniyle vücudumuzda meydana gelen düzenleme, dengeleme ve iyileştirme etkilerinin vücudumuz ve bağışıklık sistemine katılması için de taşın arada bir çıkarılmasında yarar vardır. Aksi halde vücudumuz taşa karşı bağışıklık sistemi oluşturup taşın yararını ortadan kaldırabilir.

OBSİDYEN TAŞININ KORUNMASI NASIL YAPILIR ?

Su maddi kirleri temizlediği gibi enerji kirliliğini de ortadan kaldırır. Nasıl ki bedenimiz elektrikle yüklendiğinde toprağa dokunarak veya çıplak ayakla toprağa basarak bedenimizde biriken ve bizde asabiyet oluşturan fazla elektrikten kurtuluyorsak taşlar da toprakla temas ettiğinde biriktirdiği elektrikten kurtulur. Taşların toprağa gömülmesinin veya toprakla belirli süre temas ettirilmesinin diğer önemli sebebi de taşların bünyesinde bulunan minerallerin toprakta bulunmasıdır. Taşlar toprak ile temasları sırasında enerji akışı sırasında eksikliklerini giderecektir. Toprağın kuru olmasında yarar vardır. Doğal olarak taşların hava ve ateş unsuruyla da teması gereklidir. Zira yeryüzündeki tüm maddeler dört unsurdan oluşur ve hayatiyetini devam ettirebilmek için bu dört unsura ihtiyacı vardır.

Bu nedenle haftada bir kez bir bardak suya konulan taşların güneş ışınlarının ulaşabildiği bir konumda 2-3 saat kadar bekletilmesi yararlı olacaktır. Güneşin doğrudan temas etmesi gerekmez aydınlığını ulaşması yeterlidir. Taşlar doğal sıcaklığındaki su ile veya ılık su ile yıkanmalıdır. Aynen insanlar gibi sıcak suyla yıkanmamalı veya sıcak suda bekletilmemelidir. Taşların yapısı bozulabilir. Burada önemli bir husus da taşlarla birleşik durumdaki gümüş veya altının kuyumculukta kullanılan ilaçla temizlenmesi olayıdır. Bu ilaçlar kimyasaldır ve taşın yapısına zarar verir.

Taşların birbirlerini temizlemeleri de mümkündür. Zira taşların birbirlerine dokunması aralarında aynı elementler bakımından alışverişe sebep olur. Örneğin Ametist, Sitrin, Kuvars gibi kristal cevherlerin üzerine bırakılan taşlar eksilen minerallerini tamamlayabilirler. Yine örneğin Kiyanit taşı kendi kendisini ve çevresindeki taşları temizleyen bir taştır. Ancak yine de taşların hepsi yıkanarak temizlenmelidir.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir